CHP “darbe mekaniği”ne karşı ne yapabilir?

21.04.2026 medyascope.tv

21 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Cumhuriyet Halk Partisi için kritik günler, zor günler. Dün Kadri Gürsel'le bu konuyu konuştuk. Daha önce yazdığım yazıda Mansur Yavaş'ın açıklaması üzerine hafta sonu pazar günü bu konuyu ele almıştım. Daha çok konuşacağız. Çok kritik bir zamandan geçiliyor. Çünkü anlaşıldığı kadarıyla Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olmasıyla beraber siyasi iktidar CHP'ye yönelik saldırılarında yeni bir safhaya geçti. 19 Mart'ın bir yılını çoktan geride bıraktık. Yeni dönemde kaldığı yerden tam gaz devam eden bir iktidar söz konusu. En son neler oldu? Uşak oldu. Ankara İl Başkanı tutuklandı. Ardından Ataşehir, Eşme belediyeleri, Eskişehir hakkında soruşturma izni, Ankara hakkında soruşturma izni. Her gün her sabah yeni bir haberle uyanıyoruz. Var olan operasyonlara ek olarak operasyonlar, mesela Uşak'ta olduğu gibi ve biteceğe benzemiyor. Sürekli her gün yeni bir haber ve Cumhuriyet Halk Partisi bir diken üstünde. Bu arada tabii şöyle bir husus var: Bunca zaman mitingler yaptı Cumhuriyet Halk Partisi, çok da etkili oldu ama bu saldırıları durduramadı. Şimdi birçok kişi bunu tartışıyor. ‘‘Mitingler demek ki işe yaramadı’’ diyorlar. Ben bu kanıda değilim. Mitingler işe yaradığı için iktidarın yeni bir süreç başlattığını, daha sert bir süreç başlattığını düşünüyorum. Ve önümüzde sadece belediyelere ya da parti yöneticilerine yönelik operasyonlar değil, ayrıca doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik birtakım yine yargı üzerinden beklentiler var. Mutlak butlan davası hâlâ bekliyor. Başka şeyler de var.
Böyle bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi ne yapacağı konusunda bir tartışma sürecine girdi. Mansur Yavaş'ın sözleri çok dikkat çekti. Biliyorsunuz, ‘‘Bir ortak karar almalıyız ve tüm dünya bunu duymalı’’ dedi. Ve akla ne geldi? Daha önce bir kere söylemişti. ‘‘İstifa edelim o zaman’’ gibi bir şey söylemişti 19 Mart'ın ilk dönemlerinde ve bir istifa muhabbeti gündeme geldi. Hatta dendi ki; ‘‘Belediye meclislerinde CHP'nin çoğunlukta olduğu yerlerde istifa.’’ Kimileri arasında da o çok söylenen, hep söylenen ‘‘sine-i millet’’, ‘‘Meclis’ten istifa etmek’’ gibi spekülasyonlar dolaşmaya başladı. İşte böyle bir ortamda dün Cumhuriyet Halk Partisi olağanüstü bir şekilde MYK toplantısı yaptı İstanbul'da, bizim iş yerimize çok yakın bir yerde. Eski il merkezi ama biliyorsunuz oraya kayyumlar iki katına yerleşti. Geri kalan kısmını Genel Başkan ofisi olarak tahsis etti Cumhuriyet Halk Partisi. Orada yapılan toplantı ve o toplantının ardından Parti Sözcüsü Zeynel Emre kısa ama çarpıcı bir açıklama yaptı. Oradan bir bölümü dinleyelim sonra devam edelim.

Zeynel Emre: ‘‘23 Nisan'daki belediye başkanlarımızın yapmış olduğu, yapacağı rutin törenler ve rutin işlerden sonra kendilerini Ankara'ya davet edeceğiz ve Ankara'da belediye başkanlarımızla cumartesi gününe bir toplantı tertipleyeceğiz ve belediye başkanlarımızın hepsiyle yaşanan süreçlerle ilgili görüş alışverişinde bulunacağız. Yine bu hafta içerisinde aynı zaman diliminde Meclis’teki milletvekili arkadaşlarımız da belirli gruplarla birlikte Genel Başkanımız, yani milletvekili grubunu onarlı on beşerli bölecek şekilde davet edip dinleyecek ve yaşanan darbe süreciyle ilgili görüş alışverişinde bulunacak. Önümüzdeki dönem yapılması gereken işlerle ilgili konuşulacak ve önümüzdeki pazartesi günü de en son Parti Meclisi toplantısını yapacağız ve bir MYK toplantısı gerçekleştireceğiz. Bundan sonraki yol haritamızı, somutlaşmış son bir haftadaki ortak akılla oluşan yol haritamızı sizlerle paylaşacağız. Ancak şunu baştan ifade edelim. Biz milli iradeye inanan insanlarız. Milletin bize verdiği iradeyi, milletin bize verdiği mührü ancak millet geri alabilir. Kamuoyunda belirli çevrelerde işte belediye başkanlıkları ve meclis üyeliklerine istifa edilme yönündeki bazı konuşmaların geçtiğini görüyoruz. Bunlar gerçeği yansıtmamaktadır. Bizim böyle bir irademiz yoktur. Yeri gelmişken söyleyeyim. Sayın Genel Başkanımız Sayın Mansur Yavaş'la da telefonda bir görüşme gerçekleştirmiştir. Kendisinin görüşlerini dinlemiştir. Kendisinin de alınan belediyelerle ilgili ‘mühürleri teslim edelim’ ya da ‘istifa edelim’ şeklindeki bir görüşü yoktur. Bu bütün görüşmelerden sonra, ki kendisiyle yüz yüze de bir görüşme gerçekleştirecektir Sayın Genel Başkanımız Ankara'da, dediğim gibi en son Parti Meclisi toplantımız ve sonrası MYK'da da süreçle ilgili yeni yol haritamızı sizlerle paylaşacağız.’’

Evet, şimdi Zeynel Emre'nin konuşmasının bir yerinde şöyle bir cümle var: ‘‘Milli irade çiğnendiği anda orada bir darbe mekaniği çalışıyor demektir.’’ Darbe mekaniği ne? Abdullah Öcalan'ın İmralı'da yaptığı bazı görüşmelerde dile getirdiği söylenen bir kavram. Bu çok bilinen bir kavram aslında ama Öcalan'la daha çok duyduk. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi de darbe mekaniğinden bahsediyor ve aslında bunu 19 Mart'ın başından itibaren söylüyorlardı. Hatta ne oldu? Bunun üzerine AK Parti çok rahatsızlık duydu. Erdoğan bir grup toplantısına bir video hazırlattı. ‘‘Esas darbeci biz değiliz onlar’’ demeye getirdi. Darbeci suçlaması üzerine AK Parti sözcüleri peş peşe Özgür Özel'i yalanlamaya kalktılar. Tam bu şey zamanı oldu, Akın Gürlek'in mal varlığını açıkladığı zaman. Akın Gürlek olayına girmeyip darbe iddiasını savuşturmaya çalıştılar. Darbe lafından iktidar çok rahatsız oluyor. Ama bu yapılanın bir darbe olduğu bence açık. Şöyle ki burada bir siyaset yok; en güçlü rakibine karşı yargı eliyle, tamamen siyasallaşmış yargı eliyle uygulanan bir baskı rejimi söz konusu. Belediye başkanları söz konusu, belki partinin kendisi söz konusu. Erdoğan'ın bütün bunlar yaşanırken söylediği "Biz yargıya karışmıyoruz, yargı bağımsız hareket ediyor" sözünün hiçbir karşılığı yok. Düne kadar İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Akın Gürlek daha önce Adalet Bakan Yardımcısıydı. Sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı oldu. Sonra Adalet Bakanı oldu. Sırf Akın Gürlek'in grafiği bile Türkiye'de yargının tamamen siyasallaşmış olduğunu bize gösteriyor.
Böyle bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi ne yapabilir? İşte en kritik soru bu. 19 Mart'ın ilk anlarında toplumsal muhalefetle birleşerek çok ciddi bir direniş sergiledi ve Erdoğan'ı bence 19 Mart'ı yaptığına pişman etti. Ama buna karşılık Erdoğan'dan, siyasi iktidardan bir frene basma görmedik. Sonuna kadar baskıyı sürdürdüler. Dalga dalga operasyonlar oldu biliyorsunuz. Ve ama sonra mahkemenin başlamasıyla beraber birazcık rahatlamış gibiydi Türkiye. Şimdi tekrar operasyonlar başladı. Bunda tabii mahkemelerden siyasi iktidarın umduğunu bulamamasının da çok etkisi var. Mahkemeler açıkçası, ben de bir sanık olarak izliyorum mahkemeleri yakından, iddianamenin her an çürütüldüğü bir arenaya dönüşmüş oldu. Şimdi CHP ne yapacak? Harıl harıl çalışıyorlar. Zeynel Emre'nin de belirttiği gibi belediye başkanları gelecek, milletvekilleriyle görüşecekler. Parti Meclisi toplanacak. Şu olacak bu olacak. Bu arada birtakım mitingler olacak anlaşıldığı kadarıyla ve Cumhuriyet Halk Partisi bir yol haritası saptayacak. Yeni ne yapabilirler? İşte bu bağlamda ortaya atılan bu belediye başkanlarının istifa etmesi ya da milletvekillerinin millete önermeleri var ki Zeynel Emre bunların gündemlerinde olmadığını söyledi. Bu olmayacağı anlamına gelmiyor tabii ama şu ana kadar böyle bir düşünceleri olmadığını söyledi. Açıkçası bana çok akıl kârı gelmiyor. Sonuç olarak siyaset bambaşka bir iş. Kendileri bilir.
Ama böyle bir durumda yani belediyeleri teslim etmek, hele belediyeleri ya da milletvekilliğini bırakmak, Meclis’i bırakmak durumunda ne elde edebilir Cumhuriyet Halk Partisi? Dün Kadri öyle bir şey söylemişti; onlar sine-i millete döndüğünde millet de sineye dönerse o zaman belki bir şey olur. Ama şu haliyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni birtakım formüller, yeni birtakım direniş modelleri geliştirebilmesi gerekiyor. Ne olduğunu bilmiyorum. Aklımda varsa da bir şey söylemek bana düşmez. Böyle bir gazetecilik anlayışım yok çünkü. Ama şunu söyleyebilirim ki sine-i millet önermesi bana çok da sonuç alıcı gelmiyor. Tam tersine otoriter bir rejimin pekâlâ işine gelebilecek bir adım da olabilir. Özellikle bir yere bu kaydı düşmek lazım. Evet, bir darbe süreci var. Darbe mekaniği işliyor. Milli irade yargı eliyle ipotek altına alınmak isteniyor. O zaman burada iş esas olarak millete düşüyor olması lazım milli iradeyi savunmak için. Ama bu hangi mekanizmalarla olacak? Cumhuriyet Halk Partisi, gördük, bu süreçte Türkiye İşçi Partisi'ni saymazsak diğer partilerin neredeyse tamamı kendisine mesafeli durdu. Yani bu 19 Mart sürecini doğru buldukları anlamına gelmiyor ama bu direnişte aktif bir şekilde yer almamayı tercih ettiler. O zaman ne yapacak? Milletle doğrudan ilişkiyi kurabilecek ve milletin cevabını, milletin iktidarı korkutacak cevabını üretebilmesi gerekecek. Tek başına mitinglerle olur mu? O da apayrı bir tartışma konusu ama şunu söylemek lazım; ‘‘mitinglerle tek başına olmuyor’’ demek, ‘‘miting yapılmasın’’ demek olmaması gerekir. Evet, çok zor bir süreç. CHP büyük ölçüde yalnız ve açık söylemek gerekirse Özgür Özel de, en azından gördüğümüz kadarıyla profillerle, büyük ölçüde bunu tek başına götürüyor gibi bir görünüm var. Tabii ki bütün bu kolektif arayışlarda, ‘‘ortak akıl’’ diyorlar, bu darbe mekaniğine karşı birtakım sonuç alıcı çözümler pekâlâ geliştirebilirler. Göreceğiz, takip etmeye devam edeceğiz.
Bugünün ithafı dünya sinemasının en büyük kadın yıldızlarından belki de birincisi. Bilemiyorum, hepsine böyle mi diyorum acaba? Bilmiyorum ama. Greta Garbo. İsveçli aslında ama Amerika'da Hollywood'da parladı. 20 yaşında İsveç'te yan rollerde oynamışken, sessiz sinema tarihinde ABD'de bir stüdyo tarafından keşfediliyor ve orada sessiz filmleriyle çok dikkat çekiyor. Birden star oluyor. Greta Garbo güzel melankolik bir kadın ve genellikle de romantik filmlerde oynuyor. İlk sesli filmi 1930'da ‘‘Anna Christie’’ diye bir film ve hatta onu ‘‘Greta Konuşuyor’’ diye pazarlamışlar ilk defa. Evet, sesli film. Ardından ‘‘Anna Karenina’’, ‘‘Mata Hari’’ gibi çok konuşulan, çok etkili filmlerde oynuyor. Çok büyük piyasa yapan filmler bunlar. Çok ünlü oluyor. Defalarca, dört kere yanılmıyorsam Oscar'a aday gösteriliyor ama hiçbirisinde Oscar törenine gitmemiş. Çok kendi içine kapalı birisi. Röportaj vermek istemeyen, az veren birisi. Asla hayranlarına imza atmadığını okudum. Çok şaşırtıcı böyle büyük bir starın bunu yapması. 1939'da ‘‘Ninotchka’’ filmi ile ilk kez komedi. Hatta burada ne diyor? ‘‘Garbo Gülüyor’’ diye pazarlamışlar bu filmi de. İlk defa böyle gülerken bir filmi. Ve daha sonra sinemaya 1940'ların sonlarında yanılmıyorsam veda ediyor. Emekliye ayırıyor kendini. Sanat koleksiyonculuğu yapıyor ve arkadaşlarıyla hayatını geçiriyor. Yani ortaya çıkmamış. Çok az röportaj vermiş, film çekmeyi bırakmış, köşesinde erken bir zamanda, yani daha 50 yaşına varmadan sinemayla bütün bağını koparmış ve1990'da 85 yaşında hayatını  kaybetmiş bir büyük isim. Evlenmemiş, çocuğu olmamış ve iddiaya göre biseksüel, yani hem erkeklerle hem kadınlarla birlikte olmuş ki o tarihte bunları yapmak ABD'de aslında çok da kolay şeyler değil. Belki de bu özel hayatında tamamen içine kapanık olmasının bir nedeni de budur. Evet. Greta Garbo büyük oyuncu, namı var. Yani uzun bir süre Amerikan sinemasında yeni çıkan kadın oyuncuları hep Greta Garbo'yla kıyaslamışlar ve bu kıyaslama hâlâ sürüyor. Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
24.04.2026 Çözüm sürecini Erdoğan mı tıkıyor?
22.04.2026 Artık Avrupalı sayılmıyor muyuz?
21.04.2026 CHP “darbe mekaniği”ne karşı ne yapabilir?
20.04.2026 İsrail ve destekçileri Türkiye’yi hedef göstermeye devam ediyor
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
16.04.2026 Orhan Miroğlu “Posta Kutusu 213 Diyarbakır” belgeselini anlatıyor
26.04.2026 Demirtaş Öcalan’ın rakibi mi?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı