Netanyahu ve diğer İsrail yöneticileri niçin Erdoğan’ı hedef alıyor?

13.04.2026 medyascope.tv

13 Nisan 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Cumartesi günü İsrail Başbakanı Netanyahu sosyal medyada İran'la savaşlarının devam edeceğini söyledi ve ne alakası varsa diyelim o kısa paylaşımında olayı Erdoğan'a bağladı. Diyor ki: "Benim liderliğim altında İsrail; İran'ın terör rejimi ve onun vekil güçleriyle savaşmaya devam edecek. Erdoğan'ın aksine o yapılarla uyum sağlıyor ve kendi Kürt vatandaşlarını katletti." Yani nasıl söylenebilir? Durup dururken İran'la savaşa devam ettiğini söylemek... Burada amaç ne? Bence amaç İran üzerinden esas olarak Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef almak. Ondan kısa bir süre sonra da Savunma Bakanı Israel Katz yine Erdoğan'ı hedef alan bir saldırıda bulundu sosyal medyada. "Kağıttan kaplan," dedi. "Erdoğan'ın oturup sessiz kalması ve susması daha iyi olur," dedi. Ama burada ilginç bir husus var; buraya üç kişiyi etiketledi: Kılıçdaroğlu'nu, Ekrem İmamoğlu'nu ve Mansur Yavaş'ı. Nitekim Mansur Yavaş da kendisine cevap verdi, onu da gördük. Bu arada Netanyahu'nun ve Israel Katz'ın açıklamaları iktidar yanlısı medyada görünmedi ama buna karşılık devletin değişik kademelerindeki isimlerin onu yalanlaması meselesi, ona verdiği cevaplar yayınlandı her yerde. Bunların içerisinde Meclis Başkanı var, İletişim Başkanı var, Cumhurbaşkanı Yardımcısı var vesaire.
Şimdi burada ne oluyor? Bir kere zamanlama çok ilginç bir ana denk geldi. Normalde bunlar yapıldığı zaman, İsraillilerin bunları yaptığı zamanda ne vardı? Müzakereler vardı. Pakistan'da müzakereler vardı ve bu müzakerelerin nasıl gelişeceği bilinmiyordu. Dolayısıyla barış ihtimalinin olduğu bir dönemde İsrail Türkiye'ye ve Erdoğan'a bir tehditte bulundu. Böyle söyleyelim. Fakat cumartesi geç saatlerde müzakerelerden sonuç alınmadığını ve Amerikan heyetinin Pakistan'ı terk ettiğini gördük. Şimdi müzakereler sırasında yapılan bir meydan okumanın, savaşın tekrar kaldığı yerden devam etmesi ihtimalinin de önümüzde duruyor olduğunu görüyoruz. Aslında İsrail-Türkiye meselesi İran savaşı başladığından beri gündemde. Neden gündemde? "Sırada Türkiye mi var?" sorusu hep ortaya atıldı. Yani İran'ı da halledecekler Trump'la Netanyahu ve geride istedikleri, özellikle İsrail'in istediği Orta Doğu için en büyük engel olarak Türkiye ve Erdoğan kalacak. "Sırada Türkiye mi var?" sorusu hep soruldu. Bu arada savaşın belli bir anında Amerika Birleşik Devletleri'ndeki birtakım İsrail yanlısı kuruluşlarla ilişkili bazı isimler – ki içlerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da var – Türkiye hakkında birtakım raporlar yayınlamaya başladılar ve Türkiye'nin NATO üyeliğini sorguladılar ve bir anlamda Türkiye'nin NATO'dan dışlanması gerektiğini söylediler. Buna karşılık Türkiye'de de iktidarın ve destekçilerinin çok daha güçlü bir şekilde NATO savunuculuğu yaptığını gördük. Çok ilginç şeyler oluyor. Gerçekten çok ilginç şeyler oluyor.
Ve Türkiye’de AKP iktidarında dönem dönem NATO'nun sorgulandığı olmuştur ama şu son günlerde NATO'ya bağlılık alabildiğine artmış durumda. Adana'daki kolordu meselesi var, boğazlardaki ortak çalışma grubu gibi meseleler var ve NATO zirvesinin bu yaz Türkiye'de yapılacak olması da var. Bütün bunları beraber düşünelim. İsrail bir yönüyle Türkiye'yi kendi önüne çok ciddi bir engel olarak görüyor ama diğer yönüyle de bakıldığı zaman bir 3-4 yıl önceki kadar Türkiye ile bir meselesinin olmaması gerekiyor. Çünkü 3-4 yıl öncesinde İsrail'in önünde çok daha ciddi meseleler vardı. İran'ın vekil güçleri vardı; Hamas vardı, Hizbullah vardı ve bunlar büyük ölçüde etkisizleştirildi ABD destekli İsrail saldırılarıyla. Müslüman Kardeşler mesela Arap dünyasında etkisini büyük ölçüde kaybetti. İsrail Körfez ülkeleriyle çok iyi ilişkiler geliştirdi. Bütün bunları düşündüğümüz zaman İsrail'in Erdoğan yönetiminden eskisi kadar endişeye kapılmaması gerekiyor. Ama şu da var: Bütün bu temizlikleri kendine göre yaptıktan sonra İsrail daha güçlü birisine, daha güçlü bir ülkeye meydan okuma gücüne ulaştığını düşünüyor olabilir. Bunu özellikle vurgulamak lazım. Diğer yandan İsrail tarafından hedef gösterilmek Erdoğan'ı çok rahatsız eden bir şey değil. Çünkü Erdoğan'ın son dönemdeki en temel söylemi İsrail karşıtlığı üzerine, Gazze'den hareketle soykırım. Son savaşta da ısrarla savaşta ABD yokmuş gibi, sadece İsrail'in yaptığı bir savaşmış gibi bir dil tutturmuştu Erdoğan. Yani Erdoğan için İsrail, Siyonizm, işte Gazze'de yaşananlar, soykırım aslında iç siyaset başta olmak üzere ama aynı zamanda uluslararası alanda da çok önemli bir malzeme. Yani şu saldırılardan, şu meydan okumalardan çok da fazla rahatsız olmamasını bekleyebiliriz. Ama bir diğer yandan İsrail'in Lübnan'da, İran'da, başka yerlerde yaptıkları, Suriye'de de yaptıkları nedeniyle çok ciddiye alınması gereken bir ülke olduğu muhakkak.
Burada çok önemli bir husus var. Netanyahu'nun bu son paylaşımında yaptığı gibi – ki bunu ilk kez yapmıyor – Erdoğan'ı Kürtlerle vurmaya çalışıyor. Erdoğan için hep "Kürtleri katleden" diye tanımlamaya çalışıyor ve bu da İsrail'in Kürt kartına bölgede ve Türkiye'de çok güvendiğini bize gösteriyor. Bu İran Savaşı'nda da özellikle kara harekatı için Kürtlerin devreye sokulması konusunda İsrail'in bayağı etkili olduğu söylendi. Ama sonra Ankara'nın da araya girmesiyle bu olay, CIA’nın bir şekilde devrede olduğu bu olay durduruldu. Öyle aktarılıyor. Durduruldu ama İsrail sürekli olarak Kürtleri bölgede hem Irak'ta hem Suriye'de hem İran'da hem Türkiye'de kullanabileceği bir güç olarak görüyor. Bunu dillendirmekten de rahatsız olmuyor. Fakat şunu da unutmamak lazım; Suriye'de ne oldu? SDG'ye yönelik Irak ordusunun operasyonu Paris'te İsrail'le Şam yönetiminin anlaşma imzalamasının ardından gerçekleşti. Yani orada o süreçte İsrail Suriye Kürtlerini yalnız bıraktı, onlara sahip çıkmadı, hatta bir anlamda satışa da getirdi denebilir. Dolayısıyla Kürtlerin hafızasında, yakın hafızasında bu olay zaten var.
Ama İsrail'in Kürt kartını, Kürt sorununu bölgede Türkiye de dahil olmak üzere kullandığını ve kullanmak isteyeceğini biliyoruz. O bakımdan şu anda Türkiye'de yaşanan ama duran — kesinlikle bir duruş yaşanıyor şu anda — çözüm sürecinin değeri ortaya çıkıyor. Devlet Bahçeli'nin bunu devletin bekası olarak tanımlamasını daha iyi anlayabiliriz. Yani burada İsrail Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak için, bölgede Türkiye ile olan rekabetinde elini güçlendirmek için Kürtleri kullanmak isteyecektir. Bugün itibarıyla Öcalan'ın devletle yürüttüğü görüşmeler nedeniyle Türkiye'de bu anlamda eli çok kuvvetli değil. Fakat bu görüşmelerin tıkanması, kötü bir yere doğru seyretmesi halinde ne olacağını bilmek mümkün değil. Aslında Netanyahu bu tür çıkışlar yaparak Kürtlere "Bırakın Ankara'yla görüşmeyi, bizim yardımımızla daha fazla kazanım elde edebilirsiniz," demeye getiriyor. Ve bu anlamda onun bu sözlerini sadece boş bir propaganda olarak görmek bence son derece yanıltıcı olur. Türkiye-İsrail meselesi her iki tarafın yöneticileri tarafından birer propaganda malzemesi olarak kullanılıyor esas olarak ama ortada çok ciddi bir potansiyel çatışma ihtimali olduğunu hep aklımızda tutmamız gerektiğini düşünüyorum.
Bugünün ithafı dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kadın oyuncularından birisine; üç kez Oscar kazanmış ama Amerikalı değil, İsveçli. Daha doğrusu babası İsveçli, annesi Alman: Ingrid Bergman. Onu hangi filmlerde hatırlıyoruz? Mesela ‘‘Casablanca’’da Humphrey Bogart'la, sonra Gary Cooper'la ‘‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’’. ‘‘Stromboli’’, Roberto Rossellini'nin yönettiği bir film, İtalyan yönetmen ve onunla uzun bir evlilik yaşadı ve orada ikiz kızları oldu. Birisini biliyorsunuz o da oyuncu Isabella Rossellini, Ingrid Bergman'ın dört çocuğundan birisi. Diğer ikiz kardeşinin de adı Ingrid, bildiğim kadarıyla gazeteci, öyle hatırlıyorum. Evet, bu da Roberto Rossellini ile olan bir fotoğrafı. Uzun süre evli kaldılar. Ingrid Bergman beş dil biliyormuş ve beş dilde de oynuyormuş, oynamış, filmler çevirmiş. Tiyatroculuğu da var. Tabii ki öncelikle güzelliği ama oyunculuğu... Evet, bunlarla Ingrid Bergman şu anda dünyanın — daha Hollywood ağırlıklı diyelim — sinemanın en büyük kadın yönetmenlerinden birisi olarak karşımızda duruyor. 1982 yılında kanserden ölüyor ve ilginç bir şekilde doğum gününde ölmüş Ingrid Bergman. Bir diğer benim çok önemsediğim husus da şu: Ölmeden önce İsveç'e memleketine gidiyor ve orada büyük yönetmen Ingmar Bergman'la ‘‘Güz Sonatı’’ filminde oynuyor. İlk filmleri İsveç'te çekmiş, sonra Amerika'ya gitmiş ama bildiğim kadarıyla son filmi ‘‘Güz Sonatı’’. Ingrid Bergman'la Ingmar Bergman'ın bir ilişkisi yok; karı koca falan, kardeş falan değiller. Ama çok ilginç, İsveç'in dünya sinemasına sunduğu iki büyük isim aynı soyadı taşıyor. Evet, Ingrid Bergman'ı saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar ve hepinize iyi günler. Evet şeyimi bozdum, tekrar bozmayalım. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
18.04.2026 Gülistan, Rojin, Rabia, Nadira, Burak ve diğerleri
17.04.2026 Okul saldırıları: Tabii ki siyasi
16.04.2026 Kindar nesil
15.04.2026 Özgür Özel AKP’lilerin aklını çelebilir mi?
14.04.2026 Çözüm sürecini esas olarak Öcalan’ın statüsü sorunu tıkıyor
13.04.2026 Netanyahu ve diğer İsrail yöneticileri niçin Erdoğan’ı hedef alıyor?
12.04.2026 CHP muhalefette niçin yalnız kaldı?
12.04.2026 Türkiye normalleşebilecek mi?
11.04.2026 Sürecin ve Türkiye’nin Demirtaş’a ihtiyacı var
19.04.2026 Mansur Yavaş’ın “topluca bir karar almamız gerekiyor” çağrısının anlam ve önemi
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı